27 Mayıs 1960 İhtilali

60’lı yıllar Türkiye’nin yeni düşünce sistemlerine ve toplumsal hareketlere kapı araladığı dönem diyebiliriz. 27 Mayıs öncesi yaşanılan kargaşayı Kongar şöyle açıklamıştır:” 27 Mayıs öncesi günlerde büyük kentlerin havası tam bir devrim ortamını yansıtıyordu. Öğrenci ayaklanması ve bunlara karşı polisin acımasız davranışları Türkiye’deki olağanüstü durumu belirtileriydi. Tahkikat komisyonuna ek olarak sıkı yönetiminde ilan edilmiş olması, tam bir baskı havasını gerçekleştirmişti. Bu ortam içinde üniversite öğrencileri, tahkikat komisyonu’nun ve Demokrat Parti’nin öteki uygulamalarını eleştirmekde yine de etkindiler. Sert bir sansür olduğu için, basın ve radyo bu eylemleri kamuoyuna yansıtamıyordu. Fakat dedikodu ve ‘fısıltı gazetesi’ siyasal tedirginlik belirtilerini abartarak yayınladığı için, sansür, hükümetin isteğinin tersine bir işlev yapıyordu. Büyük kentlerde hemen herkes askerin duruma el koymasını bekliyordu.”[Kongar, 2001: 155]

Tam da böyle oldu, 27 Mayıs günü Orgeneral Cemal Gürsel’in( 1960 Darbesi sonrası oluşturulan Millî Birlik Komitesi başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin dördüncü Cumhurbaşkanıdır) yaptığı Milli Birlik Komitesi[MBK] adı altında toplanan subay grubunun emri altındaki askeri birlikler ile birlikte Ankara ve İstanbul’daki bazı önemli yerler ele geçirilmesiyle yönetime Türk Silahlı Kuvvetleri’nin doğrudan el koyduğu açıklanmıştır. O gün sabah radyoda Cemal Gürses imzalı bildiri okunmuştur:” Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır.” diyordu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş olan ilk askeri darbeye yakından bakalım.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşen ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960 dönemin de iktidar partisi Demokrat Parti’nin ülkeyi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü ileri sürülerek gerçekleşmiştir. 1946’da yapılan seçimde DP CHP’nin baskı ve müdahalesi altında bir seçim gerçekleştiğine dair açıklamada bulunmuştur. CHP, parti halkı ayaklanmaya kışkırtmakla suçlamıştır. Böylelikle CHP 1950’de gerçekleşecek olan seçimde DP’ye bölücülük kılıfını giydirmiş ve tabii ki 1960 darbesine giden sürecin zeminini hazırlamıştır. Bu arada 14 Mayıs 1950 seçimlerini DP kazanmıştır. DP’nin iktidara gelmesiyle ezan yeniden Arapça okunmaya başlanmıştır.

İhtilale Giden Yol

  • 6-7 Eylül Olayları
  • 9 Subay Olayı
  • İnönü’nün “Büyük Taarruz” gezileri
  • Üniversite öğrencilerinin gösterileri

Bu olayların ardından 27 Mayıs sabahı Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından Ankara Radyosundan okunan bildiriyle ihtilali duyuruldu. Milli Birlik Komitesi, Anayasa ve TBMM’yi feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükümet üyeleri, DP’li milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile asker ve bazı üst düzey kamu görevlileri gözaltına alındı.

MBK kendi çözümlerini sunamayınca bir grup akademisyen bir komisyon etrafında, yeni bir anayasa hazırlamak için davet edilerek, yeni bir oluşumu da beraberinde getirmiştir. Bu anayasa hazırlığı 27 Mayıs hareketinin niteliğini hükümet darbesinden kurumsal bir devrime dönüştürmüştür. Bu hareket sonucu hazırlanan yeni anayasa İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar’ın başkanlığında bir bilim heyeti tarafından hazırlanmaya başlamıştır. Kurucu meclis oluşturularak anayasa çalışmalarına başlanmıştır. Böylece Mayıs 1961’de mecliste kabul edilen anayasa 9 Temmuz 1961 yılında referanduma sunularak halktan olumlu oy almıştır. Sonuç olarak 27 Mayıs sonrasına ve 25 Ekim 1961’de yeni anayasaya göre seçilen parlamentonun ilk gününe kadar yaklaşık bir buçuk yıl süre sonrasında yönetimdeki askeri kadro yerini sivil kadroya bırakmıştır.

Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de sabaha karşı, o gün başarısız bir intihar girişiminde bulunan Adnan Menderes ise İmralı Adası‘nda 17 Eylül 1961’de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra saat 13.21’de idam edildi.

Tüm bu olanların ardından, TBMM tarafından 11 Nisan 1990’da kabul edilen kanunla Adnan Menderes ve onunla birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edildi. Aynı kanun uyarınca Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu‘nun naaşları, 17 Eylül 1990’da İmralı’dan alınarak devlet töreniyle İstanbul Vatan Caddesi‘nde yaptırılan anıt mezara taşındı.

Araştırabildiğim kadarıyla 1960 ihtilalini anlatmaya çalıştım. Döneme dönüp bakıldığında medyanın ne kadar önemli olduğunun kavranılmamış olduğunu görmekteyiz. Dönemin ekonomik, siyasal yapısının alt üst oluşunun askeri darbeyle düzeltilmeye çalışılması ne kadar doğru, idam edilen kişilerin itibarlarının iade edilmesi neyi değiştirdi? Cevaplanamayan bir çok soru ile yitip giden hayatlara takılıyor aklım. Keşke demokrat, özgür, çağdaş bir ülke vaad edilip oyunlar oynamamasa ve birilerinin kuklası olmaktan kurtulabilsek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir