Aşk ve Nefret Hizmeti Öldürür

Aşk ve nefret hizmeti öldürür. Halkla ilişkilerin temel prensibi olarak kabul edebileceğimiz bu sözün aslına bakmak gerekir. İki uç da hizmette aksaklık meydana getirir. Şöyle ki;

Bir restoran düşünün ve o restoranın garsonu bazı müşterilere gereğinden fazla ilgi ve alaka gösteriyor. O müşteriler geldiğinde garsonun davranışlarında bir değişiklik meydana gelir. Bu durum ilk başta hizmeti, bir süre için üst düzeyde götürür. Fakat daha sonra hiçbir şeyin mükemmel düzeyde ilerleyemeyeceği gibi aşk da hizmeti de üst düzey ilerletmeye ve devam ettirmeye müsait değildir.

Ya da bir garson düşünün ve o garsonun bazı müşterilerden hiç haz almadığını, onlar geldiğinde bir türlü servis yapmayı, menü sunmayı, masayla ilgilenmeyi dahi istemediğini varsayalım. Sonuç kaçınılmaz olarak kötü olacaktır. Hem garson bu durumdan rahatsız olacak hem de müşteri garsondan daha da önemlisi restorandan nefret edecektir. Nefret de tıpkı aşk gibi bir hizmeti ilerletmeye müsait bir yapıda değildir.

İki zıt kutup da hizmette aksaklıklara ve hizmetin sağlıklı yürümemesine sebep olur. Her iki durumda da hizmet kısa vadede devam edecektir. Fakat ilerleyen süreç de aşk ve nefret,  her iki tarafı da sıkacak ve karşılıklı haz azalacaktır. Tüm kurum ve marklar için de bu ölçüt geçerlidir. Teknoloji markası da giyim markası da bu ölçüte dikkat etmek mecburiyetindedir. Her ne şekilde olursa olsun, iki zıt kutubun ortasını bulmak en ideal ölçüt olacaktır.

Bazı kurumların hatta Türkiye’de faaliyet gösteren kurumların iki kutup arasında aşka daha çok meyilli olduğunu görürüz. Yani ortanın aşka yakın tarafı. Bu ülkelerin sosyoekonomik yapısı ile de doğrudan alakalıdır. Ya da bir kurum veya marka stratejisini şehirden şehire hatta ilçeden ilçeye göre bile değiştirebilir. Sonuçta her kurum, marka ya da kuruluş için ‘hizmet’ en önemli etkendir.