Bitmeyen İdealler Peşinde Koşmak

Hayatta hepimiz olmak istediğimiz şeylerden farklı olarak bambaşka şeyleri olma isteğindeyiz.  Evli insanlar, boşanmak istiyor; işsizler çalışmak; işi olanlar da çalışmamak istiyor. Fakirler zengin, zenginler mütevazı bir yaşam istiyor. Siyahlar beyaz olmak için çabalıyor, beyazlar bronzlaşma peşinde. Hayaller, umutlar, ideal birliktelikler hep aksi yönde, ulaşılamazlıklarla dolu. Bitmeyen idealler peşinde koşmak,  bitmeyen ideallere bir ömür adamak nedense hep samimi gelmiştir bize.

İçinde yaşadığımız şartlar ve zaman bizleri tatmin etme hususunda hep yetersiz kalıyor. Neyi olsak, ne ideal peşinde koşsak yine de içimizdeki o her şeyi her an olabilme isteği bitmek bilmiyor. Bitmeyen idealler peşinde koşmak yerine hayatlarımızı uğruna feda edebilecek bir idealin peşinde koşmamız gerekir. İdealler şeklen değişebilir, farklılık gösterebilir ve farklı yönlere kayabilirler. Oysa hayatımızda tek bir idealimiz olmalı ve geriye kalan her şey onun etrafında bir anlama bürünüyor olmalıdır.

İnsan, hayatında pek çok yeni şeylere, bazen eskiye özlem duyar, eğilim gösterirler. Bazen eğilim gösterdiğimiz bu hedef veya idealler gerçekleşmesi imkansız olan hayali kuruntulardan öteye geçmeyebildikleri gibi, bazen de mütevazi bir yaşamın izlerini taşıyan küçük hayaller de olabilir. Hayaller veya uç idealler insanı gerçek anlamda ‘hayal kırıklığına’ yol açarlar. Hayal kırıklığı, insanın heyecanını kaybetmesine, hayata bir anlam verememesine sebep olur. Algı, beklentilerin büyüklüğü ya da küçüklüğü karşısında meydana gelir.

Algılarımızı öldürmemek adına tek ve en önemli temenni beklentileri büyük tutmamaktır. Yukarıda da dediğim gibi; bitmeyen hayaller peşinde koşmak yerine hayatlarımızı uğruna feda edebilecek bir idealin peşinde koşmamız gerekir.