Direniş Kavramına Kısa Bir Bakış

Direniş, ana hatlarıyla itaat etmeyi kabul etmeme, otoriteye karşı gelme ve üst kişilik ve kurumlara karşı fizyolojik veya psikolojik muhalif olma eylemlerini içine alan geniş bir sosyolojik kavramdır. Direnme hakkı ise meşruiyetini yitirmiş, anayasal haklarını gereğinden fazla ihlal etmiş, hukuk devleti olma özelliğinden sıyrılıp baskıcı, despot ve otoriter olma eğilimde bulunmuş iktidara karşı gösterilen reaksiyon ve bir başkaldırıdır. Direniş, şeklen kişilere karşı olabildiği gibi rejime ve egemenlik formuna karşı da olabilir. Direniş aktif ve pasif olmak üzere genel olarak ikiye ayrılır.

Direniş kavramı yine kendi içerisinde ikiye ayrılır. İlki devlet-hukuk-işleyiş ekseni odaklı olan direniştir. İkincisi ise sol-muhalif-klasik direniş eksenli direnişlerdir. Hukuk-işleyiş direnişi, esasen devlet ve organlarını temel alan direniş formatıdır. İkincisi ise düzenleme ve denetim biçimlerine karşı gösterilen gündelik eylem ve pratiklerden oluşan öznenin tepkisi alanına dahildir.

Direnişi Onaylamayan Düşünürler

Direnişin yasal bir hak olmadığını savunan bu düşünürler aynı zamanda direnme hakkının da varlığından şüphe duymuşlardır. Thomas Hobbes ve Niccolo Machiavelli etrafında toplanan bu düşünce şekline göre direnişin kaos ve anarşiye sebep olacağı dile getirilmiştir. Herkesin herkese karşı savaşına yol açacağını savundukları direnişi kabule yanaşmamışlardır. Immanuel Kant ise kitleler ile egemenlik sahibinin münakaşa ve tartışmasında belirli ve tarafsız bir hakem olamayacağından dolayı direnişe destek verememiştir. Kant, direnme hakkının meşrulaştırılmasına karşılık direnişin anayasal haklarla güvence altına alınabilir olduğunu ileri sürmüş ama böyle bir düzenlemenin de kendisiyle çelişebilir olduğunu ifade etmiştir çünkü egemen olan meşrûiyetine ve egemeliğine karşı bir direnişe onay verdiği an egemenliğinden sıyrılmış olur.

Direnişi Onaylayan Düşünürler

Direnişi kabul eden ve direnişin bir hak olduğunu iddia eden düşünürler, iktidarın egemenliğin sözleşmesine uymadığı, Tanrısal iradenin sınırlarını aştığı ve başkalarının haklarını ihlal ettiği sürece direnmenin doğal bir hak olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu düşünürler arasında Jean Calvin, Johannes Althusius ve John Locke gibi isimler başı çekmektedir. Direnişi onaylayan düşünürler arasında en sivrilen kişiliklerden birisi de Antonio Gramsci‘dir. Gramsci direnişi, sivil toplumda hegemonya mücadelesinin, insanların zihninde taşındığını ve bunun da zamanla topluma evrildiğini varsaymıştır. Gramsci aynı zamanda “İktidarın olduğu yerde direniş de vardır” sözüyle direnişin doğal bir hak olduğunu dile getirmiştir.

Günümüzde, direnme hakkı veya direniş hakkı İnsan Hakları Bildirgesinden bu yana en tabi haklar arasında yer almaktadır. Direnişi, tarihsel süzgecinden geçirip değerlendirdiğimizde ana hatlarıyla ikiye ayrıldığını gözlemliyoruz: Dinsel ve Politik.

Dini gerekçeli direniş, özünde dini ve milli değerlere ve bu değerlerden türeyen tüm tutum ve davranışların korunması ve muhafaza edilmesine yönelik direnişlerdir. Politik tabanlı direnişler ise iktidarın hukuki olmayan ve keyfi uygulamalarına karşı geliştirilen kontra bir eylemdir.