Düğün Kültürümüzdeki Değişimler

Ülkemizde bazı geleneklerin ve göreneklerin yıllar geçtikçe bozulduğunu, değişime uğradığını ya da tümden yok olup gittiğini görüyoruz. Bunlardan biri de unutulmaya mahkum olan düğün kültürüdür. Asırlar boyunca sürdürülen bu köklü geleceğimiz ne yazık ki düğün salonlarında, mahalle aralarında gerçekleştirilerek değersizleştiriliyor ya da değerinden gün geçtikçe uzaklaşıyor.

Ülkemizde özellikle 1950‘li yıllardan sonra büyük bir kültürel yozlaşma hareketi başladı ve hız kesmeden devam ediyor. Bu başlangıç noktasının gerisinde altında yatan bir sürü etken olduğunu da söylemek istiyorum. Hiç bir sebep yokken kültürel anlamda yozlaşmaya başlamadık. Bunun elbette ki rasyonel birtakım sebepleri vardı.

Düğün kültüründeki aşırı boyutlara ulaşan yozlaşma, ne yazık ki, ürkütücü bir konumdadır. Düğünün birleştirici, bütünleştirici ve küskünlerin barıştığı bir olgu olması ise çoktan değişmiştir. Düğünlerde yapılanlar veya yapılmayanlar, artık standartlaşma eğiliminde seyretmeye başlamıştır. Peki düğünlerde, 1950’lerde başlayan büyük yozlaşma hareketinin öncesinde düğünler nasıl yapılırdı. Düğünlerin olmazsa olmazı nelerdi?

Okuyuntu ya da Okuntu

Eskiden düğün davetiyeleri şimdiki gibi, kağıt ya da kartonlara basılmış, desenli ve oldukça renkli grafiklerle süslenmiş davetiyeler gibi değildi. Birilerinin düşüne gelmesi isteniyorsa bu şöyle yapılırdı: Ailenin ya da düğünü olan tarafın yaşça küçük olan bireyi, düğünlerinin yapılacağını, ellerinde hediyeleri ile davetlilere takdim ederek söyler ve davete icabet etmelerini isterdi. Hediyeler ise birkaç şekerden tutun, her çeşit elbiseye kadar çeşitlilik gösterebilirdi. Davetiyede verilen hediye, karşı tarafın durumu dikkate alınarak seçilirdi. Eğer saygın bir kişilikse manevi değeri yüksek bir hediye seçilmesi uygun olurdu. Bu davetiye görevini yapan kişilere de cep harçlığı verilmesi adetten sayılırdı.

Tanışık Kahvesi

Düğünden ya da nişandan bir gün önce, düğün sahipleri köy ya da kasabadaki eş, dost, tanıdık kim varsa çağırır. Kahve ya da çay eşliğinde her türden konular konuşulurdu. Bu toplantılarda da yine küskün, dargın farkı gözetilmeksizin tüm köy ya da kasaba ahalisi çağrılırdı.

Düğün Direkleri

Bir yerde düğün olduğunun en büyük emarelerinden biri de düğün direkleriydi. Civardaki uzun ve düz ağaçlar süslenir, ışıklandırılır ve sonuna da Türk bayrağı takılırdı. Bu sayede uzaktan bakanlar dahi o yerde bir düğün olduğunu anlarlardı. Düğün direkleri genellikle 10 metreye yakın direklerden seçilir. Düğün süresi boyunca sökülmezdi. Daha sonra düğün bitiminde direk yerinden sökülürdü. Direk sökmek ise ayrı bir merasimdi. Direğin tepesinde bulunan yiyecekler, genellikle elma ya da portakal olur, eskiden okla şimdi ise tabanca ile vurulmaya çalışılır, vuranlar ise ödüllendirilirdi.

Davul-Zurna, Kemençe, Bağlama ve benzeri Yöresel Çalgılar

Düğünlerin olmazsa olmazlarından biri de çalgılardır. Şimdilerde yerini ‘orkestra’ denilen elektronik çalgılara devretmiştir. Yöreden yöreye değişiklik gösteren bu çalgı çeşitleri düğünlere ayrı bir renk ve hava katarlar. Dini hassasiyetleri ön planda tutan bireylerin tercihi ise genellikle çalgısız ya da ilahili düğünler olmuştur.

 

Düğün Yemekleri

Eskiden düğünde misafirlere verilen yemekler dev kazanlarda pişirilir. Pilavlar, etler ya da tatlılar kaynatılan bu kazanlarda, düğün süresince pişer ve gelen misafirlere dağıtılırdı. Anadolu’da düğün yemeği, ‘şifa’ olarak adlandırılır ve her ne olursa olsun yemekten yenirdi. Şimdilerde bu gelenek yerini pide, lahmacun ya da dönerlere bırakmış olup, yer yer de olsa bu unutulan gelenek devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Düğün Kahyaları

Neredeyse tüm düğünlerin bir kahyası olur. Düğünde meydana gelebilecek tüm aksaklıkları kahya çözmeye çalışırdı. Aynı zamanda düğüne gelen misafirleri de yine kahya karşılar ve konukların rahat etmesini sağlardı. Genellikle tecrübeli kişilerden seçilen kahyalar, düğünlerin olmazsa olmazı, yol gösterenidir.

Değişime uğrayan sadece düğün kültürümüz değil, genel anlamda tüm kültürel değerlerimizdir. Zaman içerisinde bazı değerlerden taviz veriyor, unutuyor ve hiç yapmamaya başlıyoruz. Böylece bir kültür yok olup gitmiş oluyor. Düğün kültürümüz de yine böyle giderse yok olup gidecekler arasına şimdiden adını yazdırmıştır.