Genişletilmiş (Büyük) Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı

21. yüzyılın en önemli olaylarından olan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ve onun bir nevi sonucu olan Arap Baharı olaylarına bakacağız. Öncelikle Genişletilmiş Ortadoğu projesine genel olarak birlikte bakalım. Büyük Ortadoğu Projesi olarak başlayan daha sonra Kuzey Afrika’daki Müslüman ülkelerinde eklenmesiyle Genişletilmiş Ortadoğu Projesi asıl ismi oluyor. Recep Tayyip Erdoğan ile İspanya Başkanı Zapatero projenin eş başkanlarıdır. Projenin amacı ülkelere ilerleme ve demokrasi getirmektir. 2004 Haziran ayında İstanbul’da gerçekleştirilen NATO Zirvesinin öncesinde projenin adı Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi[GOKAP] olarak kabul ediliyor. GOP’un izlediği yol haritası; Afrika’nın kuzeyinde Fas’dan başlayıp, doğuya doğru Kuzey Afrika ülkeleri, Körfez dahil olmak üzere Ortadoğu ülkeleri, Kafkasya ve Orta Asya’yı içine alan, Çin sınırına kadar uzanan bir bölgeyi kapsamaktadır. GOP sadece bir coğrafi bölge değil aslında politik ve stratejik amacı olan bir projedir. Asıl amacının İslam Coğrafyası üzerinde gerçekleştirilmek istenen proje olduğu söylenebilir. Ve tabii ki ülkelerin çıkarlarını es geçmemek lazım. Bölgede bulunan petrol yataklarını, enerji kaynaklarını, terminallerine ve bunların intikal yollarını kontrol etme hedefi de vardır. Çünkü yaşanan iç savaşlar nedeniyle bölgede istikrar sağlama amacı vardır. GOP’a farklı ülkelerden de destek sağlanmıştır, Türkiye de bu ülkelerden biridir.

Genel olarak GOP ile dile getirilen demokratik, yüce, güzel, insanı gelişme ve kalkınmaya odaklı yaklaşımla İslam aleminin çağdaşlaşmasına yönelik bir uyumun olmadığı görülebilir[Kongar2013]. Bu uyumsuzluğun karşısında Arap Baharı yaşanıyor, bu sürece tepki olarak yaşanan Arap Baharı ilk olarak 2010 yılında Tunus’ta başlıyor. Olay şöyle gerçekleşiyor; aslında mühendis olan ve Tunus’ta iş bulamadığı için işportacılık yapan bir gencin polisin tezgahına el koymasının ardından gencin buna izin vermemesi ile polisin ona tokat atması ve gencin bunu kendisine yediremeyip kendisini yakması ile başlamıştır. Gencin yaşadığı süreçten başlayarak Tunus’ta iç ayaklanma yani sivil direniş meydana gelmiştir. Adının Arap Baharı olmasının sebebi Tunus ve diğer Arap ülkelerinde sivillerin var olan iktidara karşı bir halk mücadelesi yaşamasıdır.Bahar denmesinin nedeni ise kendilerince diktatör, faşist rejimlerin devrilip daha demokratik daha insan hakları bazında yeni bir iktidarın ülkeyi yönetmesini istemeleridir. İktidarın insanların hayatları üzerinde oynadığı baskıcı rejime karşı sivil halkın tepkisi olduğundan Bahar denmiştir. Tunus’ta başlayan bu kalkışma daha sonra Mısır, Libya, Suriye, Cezayir, Ürdün ve Yemen’e büyük çapta, Moritanya, Suudi Arabistan, Umman Irak, Lübnan ve Fas’ta küçük çapta olmak üzere tüm Arap Dünyasında ortaya çıkmıştır. Halk ayaklanmaları ve buna karşı polisin müdahalesi ile silahlı çatışmalar gerçekleşmiştir. Aslında GOP ABD’nin Orta Doğu’nun zenginliklerini kontrol etme amacıyla demokrasi görünümüyle ortaya çıkardığı bir projedir.

Arap Baharı halkın direnişinin asıl istenilenden sapması ile sonuçlanıyor. Örneğin; Mısır’da halk isyanı farklı kapıları aralıyor, iktidara karşı gerçekleşen mücadele, halkın isyanı iktidarın daha da diktatör hale gelmesine sebep oluyor. ABD gibi büyük küresel ülkelerin istediği oldu, şöyle ki siz ülkenizi ne kadar diktatör bir şekilde yönetirsiniz küresel güçlerin sizi yönetmesi o kadar kolay olur. Aslında bu olaylar Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin bir sonucu olarak oradaki kaynaklara ve yönetimi dolaylı yoldan da olsa müdahale edilebilecek gücü ABD’ye sağlamış oldu. Bunun en belirgin örneği olarak Suriye’yi verebiliriz. Bir önceki yazımızda da olduğu gibi burada da görüyoruz ki bazı olaylar gerçekleşirken biz farkında olmadan planlanmış ve kusursuz bir şekilde oynanan oyunun bir kuklası haline geldiğimizi görmekteyiz. Küresel güçlerin her zaman olayları tasarlayıp perde arkasından izlediğini ve sonuç kısmında kendi çıkarları için hamleler yaptığını görmekteyiz. Algılatmak istediklerini başardıktan sonra geri çekilip, ülkelerin birbirleri ile boğuşmasını izleyip, kendi çıkarları doğrultusunda sonuçlara bağladıkları açıkça ortada. Yani hangi coğrafya olursa olsun olayların altına son imzayı atmak istedikleri ve Dünya’yı yönetme gücüne sahip olmak istediklerini görüyoruz.

Burada sormak istediğim şudur: Zalim zalimliğini yapıyor, zaten onun vazifesi bu peki biz ne yapıyoruz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: