Heyecanını Kaybetmek

Heyecanımızı kaybetmek, kaybedeceklerimiz arasında en çok düşünmemiz gerekenidir. Heyecan hayatın her anında yanı başımızda olması gereken bana göre kutsal bir duygudur. Bir işle uğraşırken, bir yere giderken, bir günün sabahına kalkarken heyecanla başlamak, heyecanla bitirmek demektir.

Gelmesi beklenen bir günü beklemek, planlanan bir hedefe ulaşmak ya da imkansıza bir adım daha yaklaşmak olarak da tasvir edilebilir. Tatile çıkacağınız günün sabahı gibi bir hava olmalı insanın yüreğinde, bavullara sığmayacak kadar çarpıntılı bir yürek, bayram sabahı uyku tutmayan bir kalp barındırmalıyız her daim.

Çocuksu bir duygudan ziyade yetişkinliğin bilinçli duygusu olmalı heyecan. Ufak bir kalp çarpıntısı, için içe sığamaması hali, sanki bir şeylerin yanlış gideceğine dair tatlı yanılgılar bulunmalı heyecanda. Hayatta bizi heyecanlandıracak ögelerden uzak bir yaşama biçimi hayal edilemezdi.

Sınıf önünde konuşma yaparken, sevdiğimiz bir insanı gördüğümüzde veya hiçbir sebep yokken bu duyguyu yaşarız. Bazen iyi bir huzursuzluk olan heyecan, kimi zaman da başımıza dert olan bir durumdur. Her şeyde olduğu gibi heyecanın da azı her zaman iyidir. Dudaklarda kuruluk, ellerde titreme, vücutta ter salgılama gibi etkileri de olur. Bir konuşma sırasında, konuşmacının en azından ufak bir heyecanı olması beklenir. Tamamen heyecanlı olması ya da hepten rahat olması konuşmayı sıradanlaştıracak ya da dinlemeyi zorlaştıracaktır.

Ancak kaybedilmesi durumunda hayattan alınan hazzın kaybolacağı bir gerçek. Uykudan kalkmak için geçerli bir sebebin olmaması büyük bir kayıp olacaktır. Heyecanını kaybetmek, hayata olan inancı kaybetmek gibiydi. Yaşamdan zevk alamamak, sıradanlaşmak ve yok olup gitmekti.