Liyakat Usulü Nedir? Osmanlı’da Liyakat Usulü

Liyakat, dilimize Arapça’dan geçmiş; hak edenin ya da ehil olanın görevde olduğu, bürokraside yer aldığı anlamlarına gelen merit sistemin bilinen ismidir. Liyakat sistemi, toplumların tüm mekanizmalarında yetenekli ve tepeden serpme değil, hak ederek gelmiş insanların olmasını ön görür. Liyakat usulünde beşik ulemalığı, iltimas ve her türlü ayrımcılığı reddeder. Liyakat usulünü genel olarak bir siyasi görüş ve bürokratik terim çerçevesinde değerlendiremesek de liyakat, kabul edilen bir gerçek üstü bir olgudur.

Bilinen ve yakından şahidi olduğumuz Osmanlı’nın yıkılmasında iltimasın artması, beşik ulemalığının artmasına bağlı olarak Liyakat Usulü de doğal olarak devlet kademelerinde işlevsiz bir olgu haline dönmüştür. İlerleyen süreçlerde devletin başına geçen padişahlardan, sarayda vasıfsız çalışanlara kadar hemen hemen herkes belirli bir düzen ve sistem çerçevesinde seçilmeyecek, tamamen kara düzen ve adam kayırmaca ile görevlerini yürüteceklerdi. Bu görevde olanların hiçbirinin işinin ehli, işinde yetenekli olmadığı anlamına geliyordu. Osmanlı’nın özellikle 17. yüzyıldan sonra çöküşe geçmesinin temel nedeni, liyakat sistemindeki bozulmalardır. Örneğin Yeniçeriler‘de dahi iltimasın her türlü boyutu görülebiliyordu. Osmanlı’nın en caydırıcı ve etkili askeri gücü olan Yeniçerilerin bozulması zamanla sayılarının gereğinden fazla olmasına yol açtı. Ordu içerisinde Yeniçerilikle (askerlik) uzaktan yakından alakası olmayan insanlar yer almaya başladı. Daha sonra savaşların nasıl seyrettiğini, Yeniçerilerin cülus almak gibi, dünyanın en ucuz ve kabul edilemez çirkinliklerinden birini öne sürerek padişah indirip padişah tahta geçirdiğini neredeyse tüm tarih kitaplarından okuyabiliyoruz.

Öte yandan alim (molla) sınıfında da müthiş bozulmalar baş göstermişti. Osmanlı’ya teknolojinin geç gelmesinin mümessili, bu kendisini alim zanneden beşik ulemalarıdır. Alimin oğlu alimdir gibi deli saçması bir tezi, meşrulaştıracak kadar halk ve saray çevresinde yaygınlaştırmış ve böylece kendi istikballerini güvence altına almaya çalışmışlardır. Dini kullanan, emellerine alet eden bu çakma Osmanlı alimleri, koca devletin göz göre göre yıkılmasına sebep oldular. Bir suçlu aramalıysak evvela bu hoca (alim) kesiminden başlamalıyız.

Liyakat usulünden ne zaman ki uzaklaşsak, er ya da geç orada haksızlıklar, çöküşler ve bozulmalar meydana geliyor. Yalnız Osmanlı’da değil dünyanın herhangi bir toplumunda veya ülkesinde de bu böyle. Hak edenin, yetenekli olanın; doğuştan üstün olan insanların yerini almaları gerekir. Bu en büyük devrimi gerçekleştirecek en kutsal sınıftır.