Ne İçindeyiz Hayatın Ne De Büsbütün Dışında

Neresinden bakarsanız bakın içinden çıkamayacağımız bir dünyanın içinde yaşamakta ancak teneşirle bu dünyadan gideceğimizin farkında bir ömür sürmekteyiz. Ne içindeyiz hayatın ne de büsbütün dışında. Birinci çoğul ekleri fazlalık; birinci tekili kullanmak gerekti şimdi.

Daha doğrusu hayatın sizi artık heyecanlandırmadığı anlar olur; ne bir insan, ne bir olay ne de örneğin bugünkü referandum sonuçları, kısaca hiçbir şey sizin heyecan duymanıza yol açmaz. Kalp sabit, akıl bir noktaya odaklı halde geçip giden bir ömür düşünün işte. Halbuki insan kalbiyle yaşar, aklıyla yaşamına devam ederdi öyle değil mi? Duygulardan tamamen kendimizi soyutlayamayız. Rasyonelliği bir kenarda hep yedek bekletmek gerekir aslolan duygudur, hissettiklerimizdir. Yoksa mantıklı olmanın, rasyonel davranmanın bir somut karşılığını ver deseler stepne derim. Sizi hedefe kadar, bir sonraki lastikçiye kadar götürebilecek bir araçtır kısaca.

Duygu hem daha baskındır akıldan. Sebebini bilmeden yapmış olduğumuz onlarca iş vardır oysa, aklımızla aldığımız kararlardan dolayı bin pişmanlık duymamıza rağmen akılla aldığımız kararların kredisi neredeyse hiç bitmeyen bir abonman kartı gibidir. Pişmanlık duyarsınız amma akılla aldığınız kararlar kadar değildir en azından. Ya da en azından duygusal kararlar hep daha masumdur.

Konu biraz saptı. Heyecan demiştik. Heyecan olmalı bir insanın hayatında, yaşamını devam ettirebilmesi lazım. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinde bir şeyi eksik yapmıştır o da heyecandır. Fizyolojik ve biyolojik her türlü ihtiyacın karşılanması insan hayatı için önemlidir fakat duygusallık ya da duygu, örneğin heyecan çok daha önemlidir.