Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Yeni Bir Dönem:Arap Baharı

Dünya ekonomisi finansal krizle, uluslararası sistem de Batı dışı aktörlerin yükselişiyle dönüşüm geçirirken bu dönemde bölgesel dengelerde de çok önemli değişilikler meydana gelmiştir. Aralık 2011’de ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve NATO güçlerinin Afganistan’dan çıkmak için bir takvim belirlemesine karşın Mart 2013’te Kuzey Kore’nin yeni lideri Kim Jong-un’un Güney Kore ile tüm barış antlaşmalarını feshetmesi ve yeni nükleer denemelere başlaması dünya barışına karşı yeni bir tehdit olarak görülmüştür.İran’ da ise 2013’te Mahmud Ahmedinejad’ın yerine cumhurbaşkanı seçilen Hasan Ruhani hükümeti ile P5+1 arasında devam eden görüşmeler sonucunda Ekim 2013’te İran’ın nükleer programının bir bölümünü askıya alması karşılığında ekonomik yaptırımların hafifletilmesini öngören bir antlaşma imzalanmıştır.

Bölgesel düzeydeki bu önemli gelişmelere rağmen bu dönemde dünya siyasetinin gündeminin işgal eden en önemli bölgesel mesele 2010’un sonundan itibaren Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki rejimlerin neredeyse tamamını etkisi altına alan halk ayaklanmalarıdır. Popüler olarak Arap Baharı olarakta nitelendirilen bu sürecin ilk işaretleri esasen 2009 yılında İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmedinejad’a karşı adaylığını koyan Mir Hüseyin Musavi’nin önderliğinde seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla başlayan geniş katılımlı gösterilerle ortaya çıkmıştır. İran yönetiminin sert biçimde bastırdığı bu gösteriler internet ve sosyal medya aracılığıyla dünya kamuoyu tarafından da yakından takip edilmiştir.

İran’daki gösterilerden yaklaşık bir sene sonra ise tezgahına el konan genç bir işportacının Tunus rejimini protesto etmek amacıyla kendini yakmasıyla Tunus’ta başlayan gösteriler sonucunda 23 yıldır Tunus’u yönetmekte olan devlet başkanı Zeynel Abidin Bin Ali Ocak 2011’de istifa etmek zorunda kalmıştır. Hemen ardından benzer bir süreç Mısır’da ortaya çıkmış ve Şubat ayında devlet başkanı Hüsnü Mübarek de istifa etmiştir. Aynı yıl yapılan başkanlık seçimlerini ise Müslüman Kardeşler örgütünün adayı olan Muhammed Mursi kazanmıştır. Ancak daha sonra Mursi’nin politikalarına karşı da gösteriler başlayınca Temmuz 2013’te Mısır ordusu yönetime el koymuştur.

Arap Baharı’nın bir sonraki adresi olan Libya’da ise ülkeyi 42 yıldır yöneten devlet başkanı Muammer Kaddafi’ye bağlı güçler ile göstericiler arasındaki çatışmalar bir iç savaşa dönüşmüş, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’da uçuşa yasak bölge oluşturma kararının ardından ise Batı devletlerinin öncülüğünde sonradan komutası NATO’ya devredilen bir askeri müdahale yapılmıştır. Bu müdahale sonucunda Kaddafi iktidardan uzaklaştırılmış ve Ekim 2011’de muhalifler tarafından yakalanarak öldürülmüştür.

Yemen, Ürdün, Sudan ve Suudi Arabistan’da yaşanan benze gösterilerle eş zamanlı olarak Mart 2011’de Suriye’de de muhalifler Beşar Esad yönetimine karşı gösterilere başlamışlardır. Ancak gösteriler şiddetlendikçe Esad’ın kontrolündeki Suriye ordusu ile muhalifler arasında bir iç savaş başlamıştır. Özellikle Batılı ülkeler muhaliflere karşı kimyasal silah kullandığı iddia edilen Esad yönetimine karşı çeşitli yaptırım ve askeri müdahale seçeneklerini gündeme getirmişler, ancak Libya örneğini bir kez daha yaşamak istemeyen Rusya ve Çin’in vetosu nedeniyle bu mümkün olmamıştır.

Sonuç olarak Suriye iç savaşında yaşanan gelişmeler ve Mısır’daki askeri darbeyle beraber 2013’ten sonra yeni bir dönemece girmiş olan ‘Arap Baharı’ süreci, sadece bölgesel siyasi dengeler üzerindeki yansımaları bakımından değil, küreselleşmenin geleceği ve uluslararası sistemin çok kutuplu bir yapıya doğru evrimi bakımından da önemini korumaya devam etmektedir. Bu süreçte yaşanacak gelişmeler, özellikle kısa vadede dünya siyasetinin izleyeceği seyir açısından da önemli etkilerde bulunacaktır.


Uluslararası İlişkilere Giriş, Şaban Kardaş, Ali Balcı,