Türk Futbolunun Sorunları Nelerdir?

Türkiye gündeminde rol belirleyici, gündemi olduğu gibi ters düz eden olguların başında siyasetten sonra futbol gelmektedir. Başarılardan çok başarısızlıklarımızla yüzleştiğimiz, iyiliklerinden görülen kötülüklerinden bahsettiğimiz futbol, ilişkilerde ve doğal olarak toplumda belirleyici bir sorumluluğu üstlenmiştir. Futbola olan bu aşırı merak, işleyişinde ilerlemeleri de beraberinde getiriyor mu? 100 yıldan fazla coğrafyamızda yer alan futbol, neden ülkemizi uluslararası arenada bir marka olarak lanse edemiyor? Türk futbolunun asıl sorunları, üzerinde durulması gereken esas meseleleri nelerdir?

Reklam

Futbol tam olarak şov ve dolayısıyla reklamdır. Başarıyla reklam yapabilirsiniz; bu doğal bir reklamdır yani hak edilmiş reklam. Fakat olması gereken, etik değerleri göz önünde bulundurmadığımız zaman parlatmaktır. Örneğin liginizi parlatırsınız, liginizde top koşturan oyuncularınızı ya da sponsorlarınızı parlatır böylece reklamınızı müthiş bir kitleye ulaştırabilirsiniz. Örneğin şu anda Şampiyonlar Ligi‘nde kazanılan, dönen paraların büyük bir çoğunluğu reklamlardan edinen gelirlerdir. Türk futbolunun en  önemli sorunlarının  başında bana göre reklamını yapamaması gelir. Sadece kendimiz oynayıp kendimiz izliyoruz. Ve sadece yaşlanmaya başlayan futbolcuların yan gelip yatmasını sağlayacak ucuz reklamlarla bir yerlere geldiğimizi zannediyoruz.

Başkanlar

Türk futbolundaki başarısızlığın en büyük sorumlularından biri de kulüp başkanlarıdır. Örneğin bir başkan yönetime geldiğinde yenilikler yaparak, değişimlere imza atarak gelmiyor; sadece dizginler el değiştiriyor. Üstelik kulüp yönetimlerinde boşa veya cebe aktarılan paraların haddi hesabı olmadığı da yine sıkça söylenenler arsında. Aynı zamanda Türk kulüp başkanı olmak bir nevi mafya olmakla eş değerdi. Kimi kulübün başkanları mektepçi, kimisi despot, kimisi kukla, kimisi de artçı. Vizyon sahibi başkanın kulüp yöneticiliği yaptığı dönemlerin sayısı oldukça azdır üstelik. Takımı başarıya götürmenin en önemli yolu sadece transfer yapmakla ya da her sezon arası teknik direktör değişikliği yapmakla ve yahut da taraftarları statlara almamakla da olmuyor.

Teknik Direktörler

Direktör olduklarına şüphemiz yok ama teknik kısmında büyük soru işaretleri var. Türkiye’de aktif teknik direktörlük yapan veya bir müddet görev yapmış sonra yorumculuğa soyunmuş teknik direktörler de dahil herkes mesleğin yedek kulübesinde oturup maçı en yakın açıdan takip etmenin havasında. Seyirci ne istiyor? Takımın hedefi ne? Doğru basın toplantısı nasıl yapılır? Hiçbirinden haberleri yoklar. Örneğin ülkemizdeki teknik direktörlerin yalnızca ‘gaz’ futbolu ile bir yerlere kadar geldiklerine şahit oluyoruz. Ülkeye gelen yabancı teknik direktörler de işin kolay yolunu bulmuş: Gaz ver, oynasınlar. Mesela kontra-atak futbolu oynayan takıma karşı, atağa çıkarken hangi defans ikilisi kaç metre arayla orta sahaya açılacak, defansif orta sahalar kornerlerde ön direkten arka direğe mi, merkezden arkaya mı koşacak hiçbir şey belirli değil. Herkes karambole bir oyun düzeniyle ya şampiyonluğa ya da kümede kalmaya oynuyor. Futbolun içinde elbette ki ‘gaz’ unsuru olmalı fakat yalnızca ‘gaz’ her şey demek değil ne yazık ki. Öte yandan ülkede bir takımla en uzun süre görev yapan teknik direktör vasfına sahip olan kişiyi hatırlayan var mı? Oysa Alex Ferguson gibi geçtiğimiz günlerde Arsenal‘le sözleşme yenileyen Arsene Wenger gibi neredeyse yetişkin bir insan ömrü kadar bir takımı yönetmiş teknik koçlar var dünya genelinde. Ülkemizde bir de sezon ortası teknik direktör değiştirme diye bir moda oluşmaya başladı. Galiba yapmayan tek Türk takımı bile kalmamıştır.

Futbolcular

Sorunun en göze batan parçaları futbolcular. Türkiye’de bana sorarsanız futbolcun olmak körelmek demektir. Bence iyi bir futbolcu yıldızını üç-beş büyük takımda parlattıktan sonra koşa koşa Avrupa’ya kendini atmalı: Ne kadar sorunlarıyla gündeme gelse de Arda Turan gibi, Enes Ünal gibi, Emre Çolak gibi, Tugay gibi bir noktada Türk futbolundan ümidi kesmiş, gelecek görmemiş genç ve yetenekli futbolculara ihtiyacımız var. Şöyle bir gerçek var önümüzde boyacının tek görevi, meslek olarak boya yapmaktır; örneğin bir devlet memurunun görevi de yerine ve mevkisine göre değişiklik gösterir ama aşağı yukarı standart işleri yapar. Mesela futbolcunun işi de futbol oynamak olmalıdır: Kendisini geliştirmelidir, bir maçta art arda isabetsiz şut çekince antrenmanda şut çalışmalıdır, yediğine içtiğine dikkat etmelidir, gece hayatını tadında ve yerinde yapmalıdır. Futbolcu magazin habercilerine ekmek çıkartacak elemanlar olmamalıdırlar. Örneğin bir futbolcu antrenmanda sabahlamalıdır, kendisini parçalamalı, yırtınmalıdır: Çünkü görevi odur. Sizdeb beklenen iyi bir futbolcu olmanız, taraftarınızı sevindirmeniz, takımınızı başarıdan başarıya koşturmanızdır.

Taraftarlar

Eleştiri kabul etmeyen ve genel görüş itibariyle ‘vefakar‘ olan taraftarlar Türkiye’de sanıldığı kadar vefakar falan değillerdir. Taraftar olmak atkı açmak, kuru bağırmakla olmuyor ne yazık ki. Örneğin ‘biz bu takıma her şeyimizi verelim, onlar…’ gibi sözler bir noktadan sonra suçu yansıtmaya giriyor. Örneğin şunu sormak lazım: Kaç kez kulüp mağazasına gidip alışveriş yaptın? Kaç kez stada gittin? Kaç kez takım şampiyon olmadığında tesislere gidip onlara moral desteğinde bulundun? Taraftar demek sahiplenmek demektir. Tribünlerde şov yapmakla veya desibel rekorları kırmakla taraftarlığın sadece kısıtlı bir bölümünü gerçekleştirmiş oluyoruz. Suçu herkese eşit bölmek lazım. Bazılarımız yukarıda söylediğim çoğu şeyi, hatta tamamını yapanlardır. Ama bazılarımız da yukarıdakilerin hiçbirini yapmamış, kıraathane ağzıyla laf kalabalığı yapan insanlar, taraftarlardır. Ve aynı zamanda taraftarlık, önceki gece takım galip geldi diye ertesi sabah formayla sokağa çıkmak ya da şampiyon oldu diye balkona takımın bayrağını asmak demek de değildir.

Medya (Gazeteler)

Türkiye’de önünü alamadığımız en önemli gerçeklerden biri de medyadır. Özellikle gazeteler vasıtasıyla futbol günden güne magazinsel bir içeriğe evrilmekte. Bunun hiç şüphesiz okunurluğu artırmak için olduğu ayan beyandır. Örneğin genç bir yetenek, misal veriyorum bir derbide parlamış, takımını sırtlamış olsun. Medyanın elinde iki hafta ısıtıp ısıtıp soğutulabilecek bir argüman da verdiniz. O genç yeteneği artık rahatlıkla unutabilirsiniz. Hakkında asparagas transfer haberleri, türlü dedikodu ve gerçek olmayan bir takım yönlerinin teşhiri ile o genç oyuncunun her geçen gün rehavete ulaşması sağlanır. Pohpohlamada üzerine başka rakibinin olmadığı Türk medyası genç yetenekleri, futbol dahilerini kolaylıkla alt edebilecek ciddi bir potansiyeli içinde barındırır.

Menajerler

Olayın en alakasız isimlerinde biri olarak görülebilirler fakat menajerler bir oyuncunun takımdaki geleceğini belirleyen en etkili isimlerin başında gelir. Transfer başına komisyon alırlar ve üstelik bu işi ticarete dökenler dahi vardır. Menajerlerin varlığından dolayı kulüp ve oyuncu bir birlerini görmeden imza atabilir, takımdan ayrılabilir konuma ve hatta ayrıcalığa yükseldiler.

Alt Yapı

En önemli sorunu en sona saklamayı tercih ettim. 20 kişiye sorsanız: Tür futbolunun sorunları nelerdir? diye muhtemelen bu 20 kişiden 15’i size ‘alt yapı‘ yanıtını verecekti. Evet, gerçek anlamda alt yapı müthiş değerli bir yatırımdır. Öncelikli olarak sınırsız bir kaynak ve tamamen ücretsiz bir keşif demektir. Geçen günlerde Türk kulüplerin 1 yılda, alt yapıya harcadıkları ortalama paranın 1 Milyon Euro olduğu belirtilmişti. Acınası ve üzülesi bir durum. Takımı ayakta tutmak için evvela bulmakta sıkıntı çekmeyecek bir kaynağa yönelmelisiniz. Kulüp dar boğazdan geçebilir ama kulübe en iyi reçete kendi yetiştirdiği futbolculardır. Takımlar dışa çalıştıkları gibi kendi içlerine de çalışmak zorundadırlar.

Gördüğünüz üzere Türk futbolunun sorunları yazmakla, saymakla ve açıklamakla bitmiyor. Elbette çok daha farklı ve ‘asıl‘ olan sorunlar da vardır. Aklıma gelen, takılan en önemli sorunlar bu sorunlar gibi geliyor bana. Eğer Türk futbolu bir gün iyi bir yerlere gelecekse yukarıda sayılan tüm maddeleri, eksiksiz yerine getirmelidir.