Türkiye’nin Ekonomi Politiği

Türkiye’nin ekonomi politiği üzerine pek çok önemli çalışma kaleme alınmış olmakla birlikte Türkiye’de ‘politik ekonomi çalışmaları tarihi’ üzerine henüz kapsamlı bir çalışma yapılmış değildir. Bu başlıkta, günümüz UPE disiplininin ‘büyük soruları’ ekseninde Türkiye’nin karşılaştırmalı ekonomi politiği ana hatlarıyla incelenecektir. Bu eksende, uluslararası ilişkiler ve dış politika açısından iki güncel tartışmanın altı çizilecektir.

Birinci tartışma, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin sürdürülebilirliğine ilişkindir. Son on yıllık başarılı dönüşümün ardından Türkiye orta gelir tuzağına yaklaşmış bulunmaktadır. Bu eksende büyümenin sürdürülebilir kılınması ve Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler grubuna dahil olabilmesi için kurumlarını kapsayıcı bir şekilde dönüştürebilmesi, ileri teknolojiyi önceleyen sanayi politikalarını hayata geçirebilmesi ve insan sermayesini yüksek katma değer üreten bir ölçeğe taşıyabilmesi gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin uluslararası konumunda yapısal iyileşme ve dış politika performansının sürdürülebilirliği, söz konusu ekonomik ve siyasi kurumsal dönüşümün gerçekleştirilebilmesi yakından ilgilidir. Aynı şekilde ‘ticaret devleti’ vasfına sahip bir bölgesel güce dönüşebilmesi de söz konusu değişkenlere bağlı olarak şekillenecektir.

İkinci tartışma ise Türkiye’nin küresel ölçekte yaşanan küreselleşme-demokratikleşme tartışmalarında hangi eksende yer alacağı ile ilgilidir. İlgili bölümde değinildiği gibi BRICS ve yakın-BRICS ülkeleri arasında yaşanan yol ayrımı Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Hali hazırda ‘seçimsel demokrasi’ ya da ‘liberal olmayan demokrasi’ olarak adlandırılan bir rejime sahip olan Türkiye’nin sürdürülebilir politik ekonomi performansı açısından ‘derinlikli demokrasi’ se iyesine ulaşabilmesi gerekli bir şarta dönüşmüş durumdadır. Kapsayıcı ekonomik ve siyasi kurumların inşa edilebilmesi, derinlikli demokrasinin sebebi ve sonucudur. Kurumsal inşa süreçlerinin mahiyeti ve sonuçları açısından ise sadece iç dinamikler değil, uluslararası ittifaklarda belirleyici olacaktır. Bu nedenle, Türkiye’nin dış politikasındaki ittifak sistemlerini nasıl organize edeceği, hem kalkınma performansını hem de uluslararası konumunu etkileyecektir. Ayrıca, Türkiye’nin küresel yönetişim platformlarında ve dış politika stratejilerinde akıllı koalisyonlar yoluyla demokrasinin küreselleşmesine sağlayacağı katkı ihmal edilemeyecek boyuttadır.

Ana akım UPE disiplininin bugüne kadar gelişmiş ülkeleri merkeze alan bir teorik ve metodolojik hassasiyetle geliştirdiği dikkate alındığında, küreselleşme-demokratikleşme-ekonomik kalkınma eksenli tartışmalar yeni yükselen güçlerin öncelikleri, değer yargıları ve dünyayı nasıl algıladıklarına yeterince odaklanmamaktadır. Bu duruma Türkiye’de bir istisna teşkil etmemektedir. Dolayısıyla sadece pratikte değil, BRICS ve yakın-BRICS ülkelerinde UPE  disiplininin teorik açıdan da yeni inşacılara ihtiyacı bulunmaktadır. Bu noktada, Türkiye’de politik ekonomi disiplininin diğer sosyal bilimler disiplinleriyle etkileşimini arttırması gerektiğini vurgulamak yerinde olacaktır. Zira politik ekonomi, bir kısmı kaynakçada belirtilen kimi önemli çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, Türk uluslararası ilişkiler disiplinin halen daha kayıp halkası konumundadır. Oysa, Türkiye’nin uluslararası konumu ve Türk dış politikasının imkan ve kısıtları, küresel ekonomiye nasıl eklemlendiği ile doğrudan ilişkilidir. Türkiye’yi eşi benzeri olmayan bir ülke olarak inceleyen tekil incelemeler yerine küresel ve bölgesel dönüşümlerin bir parçası olarak ele alan karşılaştırmalı politik ekonomi analizlerinin çoğalması hem Türkiye’deki uluslararası ilişkiler disiplini hem de Türk dış politikası çalışmaları açısından özgün çalışmaların ortaya çıkmasına fırsat tanıyabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir