Açlık

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinde en alt tabaka, insanın biyolojik ihtiyaçlarının karşılanması vardır, daha sonra güvenlik ve kendini kanıtlama ihtiyaçları gibi sonradan kazanılması ekstra çaba gerektiren birtakım gereksinimler hiyerarşiye dahil olur. En alt tabaka, insanlığın ve dünyadaki mevcut düzenin anlamlandırılması için önemli. Zira en alt tabakanın şartlarını yerine getirmek, bir insanın yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli olan yükümlülüklerdir. Bu yükümlülükler arasında en vahim ve önemi yüksek yegane şey açlıktır. Açlık, hiyerarşinin tabanında bulunuyor olsa dahi, en tepesindekini temelde etkileyebilecek potansiyelde büyük bir ihtiyaçtır.

Açlık, kara kıta Afrika başta olmak üzere tüm gelişmemiş ve yoksul ülkelerde sıklıkla görülen sosyolojik bir trajedidir. Trajedidir çünkü sonunda ölüm gibi büyük ve acı bir son vardır.

Açlık, tüm insani duyguları, derinden etkileyebilir, yönlendirebilir ve değiştirebilir bir etkiye sahiptir. Açlığı bir an önce bastırmak ve geçiştirmek, hayati fonksiyonları yerine getirmek açısından oldukça önemlidir. Açlık varken ahlaktan söz edebilir miyiz? Yine her konuda ahlak söz konusu olunca cevabımız “etmeliyiz” olmalı ve açlık bambaşka. Yiyecek bir şey bulamayan insan, yamyamlık gibi insanlık dışı, girişimlerde bulunabiliyor. Bunun en somut örneklerini savaş sırasında ordunun yeterince beslenememesi halinde görebiliriz. Nitekim Stalingrad Kuşatması buna iyi bir örnek.

Öte yandan insan aç kaldığında, midenin beyni işlevsiz bıraktığı anlarda sağlıklı düşünemez hale gelir ve kontrol mekanizması tamamen devre dışı kalır. Vücut artık o anda sadece yemek yiyeceği bir hedef arar. Bu, ahlak kadar insanın hayatına yön veren otoritelerin de devre dışı kalması denektir.

Knut Hamsun, ünlü Açlık adlı kitabında şu ifadeleri kullanır: “Çocukluğu bırak, bir vicdan sahibi olamayacak kadar fakirsin” Açlık, vicdanı bile etkileme potansiyeline sahip bir güçtür. Bu güç, dizginlenememesi halinde başta kendine daha sonra çevredekilere olmak üzere zarar verdirten bir güçtür.

Öncelik midenin akla yön vermesini engellemek olmalı. Orhan Kemal, Baba Evi adlı romanında açlık üzerine şu ifadeler yer verir:

Ne yapayım sıcaktan geberiyordum,dayanamadım.
Mektubu postaya atmamış,pul parasıyla ayran içmiş.

Ey Açlık!
Seni midemde, iliklerimde, kanımın küreyvelerinde duydum. Ve sen, benim Şefik ve Rahim olan soyum -insan soyu- sen ebedi tokluğu fethedeceksin!

Ve son kez;

Aç kalmak, alçalmaktan iyidir. (Hz. Ali)