Black Mirror 1. Sezon 2. Bölüm Yorumlarım

Bugün, teknolojinin hayatımıza inanılmaz derecede entegre olduğu bir gün. Cep telefonları, tabletler, diz üstü bilgisayarlar, navigasyon cihazları, mobil bankacılık ve daha pek çok hizmet ya da ürün, bizim teknoloji ile aramızdaki bağın daha çok kuvvetlenmesine neden oldu. Black Mirror efsanesinin ilk sezon ikinci bölümünde de aynen bu eleştiriliyor. (Black Mirror Birinci Sezon İkinci Bölüm Yorumlarım)

Ne kadar garip öyle değil mi? Bundan 20 hatta 10 sene evvel, cep telefonları ya da internet böylesine “organ” görevinde değillerdi. Mesela 2009 senesinde internet sitelerine girişte mobil telefonların payı sadece %1’di.

Bu inanılmaz derecedeki oran içinde bulunduğumuz 2018 senesinde yüzde 50’nin üzerinde. Yani 10 senede hayatımızda önemli değişimler yaşanmış. Bunu sadece cep telefonlarının aktif ve aynı zamanda çok kullanılmasına bağlamak yanlış olacaktır. Tümüyle teknolojin tüm imkanlarından faydalandığımız bir zamandayız.

Black Mirror’ın ilk sezon ikinci bölümünde de teknolojinin hayatımıza soktuğu “yapaylıktan” söz ediliyor. Hiçbir şeyin, neredeyse, gerçek olmadığı bir düzende hayatlarını yaşayan ve temel gayeleri pedal çevirip önlerinde duran ekranlardaki hesaplarını artırmaya çalışan insanlar üzerinden günümüz ve ütopya geleceğimiz eleştirilmiş.

Açlık oyunları filmini izleyenlerin yakından bileceği bir konseptte çekilen ikinci bölümde, birbirleri ile asgari miktarda konuşan insanların hep bir yerde, temel amaçları, düşünceleri, yaptıkları hatta yattıkları ve dahi giydikleri her şeyleri ile birbirlerinin kopyası olmaları da müthiş bir üslupla eleştirilmiş. Yazının sonunda tam da bununla ilgili olarak sizlerle müthiş bir alıntı paylaşacağım.

Dizide ara ara verilen kesitlerde hücrelerde yaşayan insanların karşılarına çıkan reklamları kapatmaları, geçmeleri ya da sesini kısmaları halinde bakiyelerinin azalması da bugünümüzü özetliyor. Bugün özel bir hizmet istiyor ya da istediğimizi yapıyor; istemediğimizi görmüyorsak karşılığında bir şeyler ödüyoruz. Örneğin YouTube’u ücretsiz kullananlardansanız her video öncesindeki reklamı izlemek zorundasınız. Sözcü gazetesini (internetten) okuyorsanız göz bebeklerinize kadar giren reklamlara tıklamanız gerekecek.

Organik, doğal, samimi, içten, karşılıksız olan hiçbir şeyin olmadığı bir dünyanın nasıl olabileceği hakkında ikinci bölüm üzerinden düşünürsek “böyle olurdu” demek yanlış olmayacaktır. Zira giderek yapay, suni, soyut bir dünya kuruyoruz. Mesela banka hesaplarındaki paralar. Bize bahşedilmiş dijital bir parayı kullanıyor, transfer ediyor ya da onla alışveriş yapıyoruz. Aslında somut olan hiçbir şey yok. Giderek geleneklerden de uzaklaşıyoruz. Mesela aile arasındaki ilişki ve roller. Bir babanın ya da bir annenin çocukları ile ilişkisi şimdiki zamanla bundan 20 sene önce aynı mı? Teknoloji ile aslında uzakları yakın etmiyoruz; yakınımızdakileri uzaklaştırıyoruz.
Şimdilik farkında değiliz.

Alıntı:

“Dünyanın küçük bir köye dönme efsanesi bana hep Bebek’te sahil kenarında poğaçalarına ve kurabiyelerine hayran olduğum pastanenin kapanıp yerine bir Amerikan hamburgercisinin açılmasını hatırlatıyor. Yakın bir gelecekte dünyanın her köşesinde aynı marka kot giymiş insanların aynı hamburgerleri yiyip, yanında aynı kolayı içeceklerini ve bizim aynı şirketin bilmemizi istediği haberleri izleyip, görmemizi istemediği haberlerden bihaber olarak yaşayıp gideceğimizi düşünmek bana ürperti veriyor.”

Miki-Fareli Global Köyün Kavalcısı-Can Dündar

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir