Gemileri Yakmak

Gemileri yakmak gerekir çoğu zaman. Bir şeyi kötü yapmak ve bir şeyde kötü olmak yerine geri dönüşü olmayan bir yolu seçmeli. Bir İngiliz şair şöyle demiş: Yolcu, kaybettiğin eski yolu bulmaya çalışma, yeni yolları keşfet.

Uzun bir dize sunar hayat bize. Acıklı, neşeli, satır başları bazen parçalanmış bazen mutluluk dolu satırların ortasında kalmış bir halat gibi dururuz. Kararlarımızla hayatımızın, tüm yönlerini saptarız doğru veya yanlış. Ve tüm yönler yine bize çıkar. Hayat kararlardan oluşur ve kararlar mutlak bir kesinlik belirtmelidir. Kararsız kalmanın bedelini insan parçalanmış bir satır başı ile ya da nokta konmuş dizelerin elvedası ile verir.

Tarık bin Ziyad, İspanya topraklarına adım attığında arkasına şöyle bir bakmış ve kara kıta Afrika’yı uzunca süzmüştü. Aklından devletinin mazisini, halkının kaderini izlediği bu coğrafyaya uzun uzun baktıktan sonra bir karar verdi. O topraklara bir daha dönmeyecekti bedeli ne olursa olsun. Dönmek vazgeçmek demekti ve açık kapı bırakmak demekti. Ziyad bunu yapmadı ve gelmiş oldukları gemilerin hepsini yaktı. Sadece hayatlarını devam ettirecek erzak gemilerini bıraktı.

II. Mahmut zamanının Kavalalısı gibi olmamak gerekir. Ki Kavalalı gemisiyle gerisin geri gelmişti Mısır topraklarına, donanma yakıldıktan sonra. Kavalalı örneği elbette ki sadece gemi örneği. Aslında olayı bambaşka. Sırası gelince ona da değinmek istiyorum.

Kısacası karar verirken, tercih anlarında gemileri yakmak, ileride net ve düzgün bir hayat yaşamak için önemli. Hayatın tüm iyi şartlarını gemileri yakarak sağlayamayız elbette fakat istenilmeyen bir hayatı zorla veya ittire ittire yaşamak yerine istenilen bir hayatı tüm zorluklara rağmen yaşamak, insanı her şeyden çok mutlu edecektir. Günümüzün sevilmeyen işlerde çalışma memnuniyetsizliği, istenilmeyen biriyle eş olup bir ömür sürme huzursuzluğu, aile zoruyla seçilmiş bir üniversite bölümünün zoraki okunması, gemileri bir türlü yakamamaktan ileri gelmektedir.

Bu yakamama eyleminin altında yatan sebepler nelerdir? Neden insan bu eylemin aslında kendisi için iyi olacağını düşünse de yapmakta çekingen bir tavır takınıyor? Eylemin yapılmamasının temelinde öncelikle çevre şartları yatar. İnsan hangi şartlar altında büyüyüp, yetişkin bir birey olduysa her ne şartta olursa olsun karar anlarında çevre koşulları insanın bir anda aklına geliverir. Anne babanın düşünce tarzı, yetiştiği ilçenin ya da mahallenin sosyokültürel yapısı, okuduğu okulun öğretmeni ya da öğrencilerinin kültürel anlamda yaklaşımları en önemli etken olarak göze çarpmaktadır. Bir ikincisi ve çevre şartları kadar önemli olan diğer faktör ise kaygıdır. ‘Ya olmazsa’, ‘ya istediğim gibi gitmezse’ gibi sorular tamamen kaygının sordurttuğu sorulardır. Bu gibi soruların ardı arkası kesilmez ve sürekli birbirini takip eder. Kaygının birilerini bir yerlere götürdüğü görülmemiştir.

Kaygı ve çevre şartları nedeniyle gemilerin yakılmaması toplumda iç huzursuzluğun başlamasına ve giderek büyümesine sebep olur. Günümüzün modern şartları bizlere bir kalkışmanın başımıza neler açabileceğinin tüm cevaplarını verir oldu. Bir adım atmanın bin sebebini sorguluyoruz. İhtiyatlı olmak bu devrin bir hastalığı. Fevri olalım demiyorum fakat hepten de ihtiyatlı olmayalım. Şimdilik bu kadar. Hoşçakalın.