Neden Hep Neden-Sonuç Odaklı Düşünmek İsteriz?

İnsan, başına gelen her olayın, tarihteki her gelişmenin bir nedenini bilmek ister. Merakı, ona nedenini bilmenin, olayları daha iyi kavrayacağı yönünde telkinler verir. Bu her durumda, her olay karşısında böyledir. Bir neden olmalı, rasyonel bir bahane üretilmeli. Nedensellik ilkesi olarak da karşımıza çıkan bu durum, belirsizliği ortadan kaldırmak amacıyla, insanların ihtiyacı çerçevesinde şekillenmiş ve bir temele oturtulmuştur.

Midemiz bulandığında ya da kendimizi kötü hissettiğimizde öğlenki yediğimiz yemeğin buna etki edebileceğini düşünmek isteriz. Çünkü şans faktörü, insanların aslında pek hesaba katmak istemedikleri ve insanları tedirgin eden bir olgudur. Yemek yediniz ve kendinizi kötü hissettiniz. Bu iki olayın birbiriyle ilişkili olduğuna kesin hüküm verebilirsiniz ama üçüncü bir ihtimalin de olabileceğine bir türlü inanmak ya da üçüncü ihtimali değerlendirmek istemezsiniz.

İnsan, başına gelen bir olayın ya da bir gelişmenin nedenini öğrendiğinde, olay veya gelişme üzerinde bir kontrol sağlar. Kontrolü sağlamak, insanlara daha sonra buna benzer olay ya da gelişme karşısında tecrübe edinmesini sağlar ve önceden deneyimlediği ve nedenini bildiği için daha kısa sürede çıkarımda bulunur.
Fakat bu olay çoğu zaman gerçeği yansıtmaz ve insanları yanılgılara sürükler. Latince “post hoc ergo propter hoc” olan bu düşünce “bundan sonra, demek ki bunun yüzünden” anlamına gelir ve çoğu zaman yanılmamıza sebep olur. Batıl inançlar da buna iyi bir örnektir. Örneğin, kırmızı kravatınızı taktığınız görüşmeler sizin adınıza iyi geçti. Bundan sonraki görüşmelere de kırmızı kravatla katılma kararınız tamamen bu “neden-sonuç eksenli düşünme” yanılgısına örnektir. Belki de son görüşmeniz, hiç hatırlamak istemediğiniz hatıralar da barındırabilir.

Ya da bir suikast düzenlendiğinde, failin genellikle yakın çevrede, orada bulunanlar arasında olduğu sanılır. Ya da en azından bir şüpheli olarak değerlendirilir. İki olay arasındaki nedensellik, muhakeme yeteneğine gölge düşürür. Üçüncü bir ihtimale inanmak, şans faktörünün hayatta belirleyici bir unsur olduğuna alışmamız gerekir.