Neden Soru Sorarak Kesin Bir Yargıya Varmak İsteriz?

Hemen tanıştığımız insanların isminden sonra onların nereli olduklarını, görüşlerinin ne olduğunu ve hatta hangi dinden olduklarını öğrenmek isteriz. Bu özellikteki insanların özellikle ülkemizde, daha doğrusu Doğu medeniyeti ülkeleri insanlarında oldukça fazla olduğunu görürüz. İkinci soruları sormadan bir insan hakkında yargıda bulunmak imkansızdır. Bu imkansızlığı soru sorarak gidermeye çalışırız.

Örneğin birinin sırf isminden dolayı ne olduğuna dair kesin bir yargıya varamayız. Ama başka başka sorular sorduğumuzda birinin dininin ne olduğunu, hangi siyasi görüşten olduğunu öğrenebiliriz. Peki, neden birilerine bu soruları sorma ihtiyacı hissediyoruz? Neden başkalarına dinin ne? siyasi görüşün ne? diye sormak mecburiyetinde hissediyoruz kendimizi?

Bunun en önemli sebebi hiç kuşkusuz insanın kendi yaşam alanını güvenli kılmak istemesidir. İnsan böylece kendi yaşam alanında kendisine yakın görüşte insanların olmasına müsade ederek bir nevi fikri yaşama alanı yaratır.

Çağımızın ve tüm toplumların henüz ortadan yıkacak kadar modern ve elit olamadıkları önyargı meselesi de tamamıyla buradan, birilerine art niyetli sorular sormaktan kaynaklanmaktadır.

Art niyetli bu soruların cevabı, yani asıl duyulmak istenen kesin kalıplar içinde şucu veya bucu denmektir. Aksi halinde soru sormalar sizin kişiliğinizin tamamen deşifre olmasına değin sürecektir. Bu elbette ki kişiye rahatsızlık ve bulunduğu çevreyi dışlama, onlardan rahatsız olma hissini de verecektir.

Öte yandan dışlama ve reddetme meselesi çok yönlü bir vatandaşlık tanımına girmektedir. Kendilerini art niyetli sorgulayıcılardan muaf tutmaya çalışan kitleler değerleriyle beraber bir ülkeyi veya kavmi yok saymaya eğilim gösterirler. Bu sosyolojik bir vaka örneği olmasının yanı sıra aynı zamanda da toplumsal bir sorundur. Çözümü konusunda bir noktada buluşulamayan kitlesel art niyetli sorgulamanın tek reçetesi eğitimli ve sorgulanması gereken yerleri bilen entelektüel birikimler ile mümkündür.