Ulus Baker ve Muhafazakarlık Üzerine

Tanımı konusunda ortak bir noktada buluşulamayan muhafazakarlık günümüzde sağ kesimin tabi olduğu bir yapı olarak algılanmaktadır.

 

Bütünüyle yanlış olmayan bu tanım bütünüyle de doğru bir tespit değildir. Muhafazakarlığı tek bir yönden değerlendirmek onun bütün yönlerini anlamak için yetersizdir.

 

Muhafazakarlığı ‘değerleri ve birikimleri korumak’ temeline oturtacak olursak eğer farklı ideolojileri savunan, karşıt düşüncelere sahip insanlar da muhafazakarlaşabilirler.

 

Zira muhafazakarlık İngiltere ve Amerika gibi her anlamda gelişmiş ülkelerde yayıldığı gibi Osmanlı gibi gelenekçi ve sanayileşmemiş ülkelerde de yayılmış bir siyasi ideolojidir.
Muhafazakarlığı teorik olarak masaya yatırıp temellendirme bakımından bu konuyu tartışan ve savunan ilk kişi Fransız Devrimi’nin İngiltere’ye sıçrayacağından kaynaklanan, devrime karşı bir düşünür olan Edmund Burke’dir.

 

Muhafazakarlık, toplum içerisinde ani ve büyük değişikliklere (devrim gibi) kapalı bir oluşumdur. Toplumu oluşturan bileşenlerin değişime uğraması zamanla ve de kademe kademe olmalı ki toplum ayakta durmalı.
Muhafazakarlık yeniye ve yeniliğe daima kuşkuyla bakmayı gerektirir. Geçmişle olan, geçmişe ait unsurlar şimdiye uyarlanarak ‘yenilik’ kavramı oluşur.
Geçmişe ait özlem, her daim kendini hissettirir muhafazakarlıkta. Kötülüklerden arındırılarak hatırlanan geçmiş, geleceğin önüne geçerek gerçeğin görülmesini kısıtlayacak duruma geldiği için muhafazakarlığı tehlikeli olarak sayabiliriz.

 

Bu durum muhafazakarlık kavramının zaman içerisindeki değişimini ve bozulmasını göremeyecek hale gelir. 1940’larda yaşayan bir insanın 1920’lerdeki bayramlara özlem duymasındaki değişiklik ile 2050’li yıllarda yaşayacak insanın 2030’lu yıllardaki bayramlara özlem duyacak olması arasındaki fark muhafazakarlığında da değişmez tabularındaki esnekliği ve kırılganlığı gözler önüne serer.
Akıl ve mantığın önüne geçmişi koyarak günü ve geleceği yorumlamayı ön gören muhafazakarlığın tanımını gericilik saymak ve geri kafalı olarak yormak mantıksızdır. Muhafazakarlık, bir ideoloji ve bu ideolojinin dinamitleri ise geçmişin uyarlanması gerçeğidir.
Muhafazakarlık üzerine yazılmış yazılardan Ulus Baker’in yazısı pek bir kıymetlidir;

 

“Muhafazakarlığı harekete geçiren duygular ve tutkular geçmişin değerlerinin korunmasına, ayakta tutulmasına yönelik olmaktan çok, geleceğe yöneliktir. Muhafazakar, özellikle modern çağın insanıdır; eski, ‘geleneksel’ denen toplumlarda ‘muhafazakar’ yoktur. Bunun nedeni ise çok kolay anlatılabilir: Gelenek eğer gerçekten gelenekse, zaten kendini koruyacak güce sahiptir ve insanların onu korumak, muhafaza etmek için beyinlerini zorlamaya çok ender durumlarda ihtiyaçları olur. Muhafazakarlık, ancak gelenek ortadan kalkarak tarihsel bir hayal perdesinin arkasında kaldığı andan itibaren mümkün olan duygusal bir yaşantıdır. Muhafazakarlık geçmişe yönelik değildir, geleceğe yöneliktir.

 

Yani çocuklarım, toplumum, gelecekte benim yaşadığım gibi, benim arzuladığım gibi yaşasın ister. Bugüne kadar, geçmişin değerlerini korumak, ataların mirasını savunmak çok kolay ırkçılığa ve faşizme yol açan tutkulara dönüştüyse, bunun nedeni, bir muhafazakarın kasasındaki geleneğin büyük bir kısmının devlet, aile, vatan, ülke, millet, halk gibi göreli terkiplerden oluşmasıdır.”

(Ulus Baker)

 

 

Yenilikler her zaman özünde iyi şeyler mi barındırır ?

Geçmişin geleceğe uyarlanması, geleceğin doğru şekilde ilerlemesinin bir yolu mudur ?

Geleceğin getirdiklerine, geçmişin getirdiği kültürel birikimlerden daha çok mu değer veriyorsunuz.

 

Muhafazakarlığı anlamanın ve doğru yorumlamanın bana göre en doğru şekli  böyle soruları kendimize sormaktan geçiyor.

Cevabın kesinlik belirtmesi önemli değil, soruların sürekliliği anlamayı zaten doğuracaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: