Yahudiler III

Yahudiler aliyah (ana yurda göç) ile şimdiki Filistin topraklarında İsrail Devleti’ni kurmuşlardı. Süreç Theodor Herzl’in Basel Kongresiyle başlamış ve 1948‘te yeni bir devlet kurulmasıyla sona ermişti. Yahudiler Filistin topraklarına göç ettiklerinde milli bir bilinç içindeydiler. Yani bu topraklara göç eden her Musevi, asırlardır devletsiz yaşamanın verdiği özlem ve yeni dünya düzeninde Yahudilerin de etkinliği olması isteği ile göç etmişlerdi.

Şu anda Yahudiler neden bu kadar güçlü ve kendi içlerinde neden bu kadar bağlı olduklarının cevabı yurda göç ettiklerindeki sosyolojik yapılarında gizlidir. Yahudiler Filistin topraklarına göç ettiklerinde orada yaşayan dindaşları ve çevreleri, kısaca hepsi belirli ve bir yönde bir ideoloji ve bilinç içindeydiler. Bu milli ve dini bilinç onları yeni bir dünya düzeninde ilerleyen yıllar içerisinde daha aktif yer almalarını sağlayacaktı.

Yahudiler üç kısma ayrılıyorlardı. Endülüs‘lerle beraber yaşayan ve bir kısmı da Filistin topraklarından göç etmeyen Sefaradlar; çoğunlukla Doğu Avrupa’da ve Rusya’da yaşamış Aşkenazlar ve Doğu Afrika’daki zenci Falaşalardı. Bu üç mezhep Yahudilerde, İslamda olan mezhep farklılığı kadar büyük değildi. Her ne kadar Musa Operasyonu ile Falaşaların mülteci olarak yaşadıkları Libya ve Kuzey Afrika ülkeleri başta olmak üzere İsrail Devleti tarafından kurtarılmalarına Aşkenazlar ve bazı Sefaradlar karşı çıksa da zaten azınlıkta olduklarından dolayı yüksek sesli bir itiraz gelmedi.

İnanılmaz bir milli bilinç ve şuurla donanmış olan Yahudiler kısa süre içerisinde Arap devletleriyle girdikleri neredeyse çoğu savaştan galip gelip bölgede söz sahibi oldular. Küresel çapta hiç olmadıkları kadar büyük bir ülke konumuna geldiler. Hatta öyle ki Türkiye, Konya kadar büyüklükte İstanbul nüfusundan daha az olan İsrail’den tarım ithal eder hale geldi. Başta savunma sanayi olmak üzere pek çok konuda dünyanın en çok saygı duyulan, Ortadoğu’nun en çekinilen ülkesi oldular.

Rivayetler ve türlü söylentiler İsrail’in ABD güdümümde olduğunu söylese de bizim bunu bir kenera bırakarak birlikteliğin ve kendi içinde bu kadar iyimser olmanın siyasete ne kadar etkili yön verebileceğini anlamamız lazım.

Bu ülke nasıl kısa bir süre içinde böylesine büyük işler başardı diye sorup buna şaşırıyorsak bu şaşırmalık bir durum olmamalı. Eğer milletler güçlü birliktelikle bir inanç etrafında toparlanmışsa kısa sürede büyük işler yapmaları muhtemeldir. Örneğin Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yılları…

Konunun önceki yazıları;