Muhafazakarlık Düşüncesi Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Muhafazakarlık, bilinen ya da en fazla telaffuz edilen söylemle geleneksel olanın devamını isteyen yeni karşıtı bir ideolojidir. İlk olarak Fransız devrimine karşı olarak ortaya çıkmıştır. Toplumu oluşturan dinamiklerin köklü bir şekilde değişmesi ya da hızlı bir şekilde evrilmesinin toplumu derinden etkileyeceğine dair bir inanıştır. Muhafazakarlık, gelenekleri korumaya, en ağır şekliyle değişmeye ve evrilmeye taraf bir zemindir. Muhafazakarlığın düşünce olarak eskiyle bağdaştırılmasının temel nedeni budur. Muhafazakarlık gelişmiş ülkelerde ciddi boyutlara ulaşmış bir fikir olabiliyorken aynı zamanda da gelişmemiş ülkelerde de yine muhafazakarlığın sağlam bir zeminde desteklendiğini görürüz. Peki düşünce olarak muhafazakarlık nasıl ortaya çıkmıştır? Ortaya çıkmasındaki temel etkenler nelerdir?

Sanayi Devrimi

Öncelikle Sanayi Devrimi düşünce ve teknik alanında dünyada radikal değişiklere yol açan toplumsal bir olgudur. Seri üretime geçmenin yanında değişen yaşam koşullarının hızlılığı da yine Sanayi Devriminin yol açtığı olumsuzluklardandır. Devrimden önce de var olan muhafazakarlık olgusu devrimden sonra daha fazla üzerinde durulan bir konu olmaya başladı. Yaşam koşulları ve değişen hayat standartları, gündelik yaşamda değişen rutin işler muhafazakarlığı tartışılır konuma getirdi. Yukarıda da bahsettiğim gibi muhafazakarlık ani değişimlerin toplumların zararına olacağını savunan bir düşünce biçimidir. 19. yüzyılda meydana gelen Sanayi Devrimi ise muhafazakar kitlenin hassasiyetini çeken en önemli gelişme olmuştur. Ve hepimizin bildiği üzere Sanayi Devrimi kitleler üzerinde, milletler nezdinde radikal değişiklere yol açtı. Muhafazakarlığın ciddi sesleri Sanayi Devriminden sonra atılmıştır.

Geleceğin Kaygısı

Muhafazakarlığın en önemli savunma mekanizması geleceğe yönelik kaygılardır. Muhafazakar düşünceye göre geçmişi ve günümüzü biliyoruz ama geleceğin ne getireceği hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Geleceğe karşı geliştirilen bu korku, geçmişe bağlı olmayı ve değişmemeyi tetikler ve böylece muhafazakarlık, temelleri sağlam bir zemine çekilmiş olur. Yine muhafazakar düşünceye göre gelecek karanlık ve karamsar bir tablodur. Sonunu bilmediğin yolun hiçbir zaman iyi olmadığını savunur. Bu düşünce muhafazakarlığı yeniye kapalı olmaya zorlar.

Geçmişe Olan Özlem

Muhafazakarlıktaki en önemli unsur geçmişe olan özlem duygusudur. Geçmiş hep güzelliklerle doludur ve geçmiş devam etmelidir. Geçmişin devamını sağlamak aynı zamanda değerler ve birikimlerin de kaybolmayacağına dair bir inanç taşır. Muhafazakar düşünceye göre bir milletin kimliği ve kültürü geçmişe bağlı kalarak ve geçmişi koruyarak bir diğer nesle aktarılır. Muhafazakarlık bu çerçeveden değerlendirilince kültür ve millet ikileminde bir yere konumlandırır kendini.

 

Muhafazakarlık geçmişe dönük bir eylem değil geleceğe yönelik bir yatırımdır. Örneğin bir anne ya da baba oğlunu veya kızını yetiştirirken ‘benim yaşadığım ve benim gördüğüm gibi‘ büyüsün, yetişsin ister. Dolayısıyla kendine ve çevresine yeni bir yaşam alanı inşa eder. Günümüzün geçmişidir muhafazakarlık ama bunu yaparken geleceğin yapı taşlarını kullanır. Gelecek inşa eder gibi geçmişe çalışır. Geleceğinde geçmişle iç içe olmak ister.

Günümüzde ülkemiz sağ kesiminin ortak özelliği olarak da lanse edilen muhafazakarlık aynı zamanda bir solcu veya başka başka fikirlerdeki insanlar tarafından da kullanılabilir, geliştirilebilir ve yorumlanabilir bir olgudur.