Neden Saygı Duyalım Ki?

Konu ne zaman takdir edilebilecek bir işe gelse sözde entelektüel geçinen insanların ağzından düşürmediği bir kelimedir saygı. Saygı; her şeye, her yapılana saygı, güzel olan her şeye saygı. Saygı da saygı kısaca. Neden saygı duyalım ki?

Ben mesela bir şeyi seviyorsam ona aynı zaman da saygı da duyuyorum demektir. Siz mesela bir siyasetçiyi ya da futbolcuyu bir yönünden dolayı sevebilirsiniz. Mesela bir yönünü sevdiğiniz kişi için “o yönünü seviyorum ama ona saygı duymuyorum” diyebilir misiniz? En fazla şunu söylersiniz “o yönünü beğeniyorum ama şundan şundan dolayı ona saygı duymuyorum.

Saygıyı herkes koca bir kalıbın içine sığdırmış ve her ne olursa olsun ortada eğer iyi bir şey varsa saygı duyulmak zorundaymış gibi bir algı meydana getirilmiş. Mesela İspanya’da ayrılıkçı Katalanlara, İspanya’nın geri kalan kısmı “bağımsızlığınız için savaşıyorsunuz, sizi seviyoruz ama size saygı duyuyoruz” diyebilir mi?

Neden saygı duyalım ki? Benim sevmediğim kişi isterse dünyanın en iyi bilim insanı, en iyi piyanisti ya da en zengin insanı olsun. Bu neyi değiştirir? Saygı duyulacak bir şey yapması için evvela o kişide sevgi meydana getirmesi gerekir.

Bana göre sevgi, saygından önce gelen daha büyük bir olgudur. Saygı ise sadece sevgiden sonra uygun şartlarda yetişme fırsatı bulabilen bir kavramdır.

Saygının bu kadar abartılması ise ayrı bir eleştiri noktası. Ben neden sevmediğim bir insana, sırf sesi güzel diye saygı duyayım? Size de çok saçma gelmiyor mu?

Saygının medeniyet tuğlası olduğu da tamamen zırva bir ifadedir. Saygı duyulacak bir iş yapmışsınızdır ama bu işi dünya üzerindeki tüm insaların sevmesi imkansızdır. Madem bireyin kutsallığına inanıyoruz o halde saygı duymak standart bir realite ya da zorunluluk değil tamamen göreceli ve “kime göre neye göre” bir kavramdır. Kısacası saygı duyma gibi bir zorunluluk yoktur. Bu zorunluluk, her işini saygı paravanı altında yürütmek isteyen “elitist” tavrın bir sonucudur.