Uluslararası İlişkilerde Realizm

Realizm bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak ortaya çıktıktan sonra geriye dönük olarak tarih ve siyaset felsefesi konularında yazmış olan bazı önemli isimleri kendi öncülleri olarak tanımlamıştır. Bu isimler arasında Eski Yunanlı tarihçi Tukidides (MÖ 460-395), İtalyan tarihçi ve diplomat Niccolo Machiavelli (1469-1527) ve İngiliz filozof Thomas Hobbes (1588-1679) en fazla öne çıkanlardır. Uluslararası siyasetin insan doğasında bulunan bitmeyen bir güç mücadelesiyle şekillendiğini savunan Tukidides, adalet, kanun ve toplum gibi kural ve kurumların bu mücadeleyi kısıtlayıcı bir etkisi olmadığını ileri sürmüştür. Peloponezya Savaşları başlıklı kitabı, realizmin ilk metni olarak kabul edilen Tukidides, Atinalılar ve Spartalılar arasında yaşanan savaşı anlattığı söz konusu kitapta savaşın sebepleri üzerinde durur. Ona göre, savaşın en yakın ve görünen nedeni taraflar arasındaki çıkarların çatışması olsa da, savaşın daha derindeki asıl nedeni Atina’nın aşırı güçlenmesi ve bunun Sparta’da yarattığı korkudur. Böylelikle Tukidides, 20. Yüzyılda realizmle özdeşleşen temel akıl yürütmenin de öncülüğünü yapmıştır. Buna göre, savaşın temel nedeni, Atina’nın gücünü artırmasıyla güç dengesinde yol açtığı değişiklik olmuş ve bunu hayatta kalmasına bir tehdit olarak gören Sparta da savaşı başlatan adımı atmıştır. Tukidides’in göre yine realizmle özdeşleşen öngörüye paralel bir şekilde savaşın sonucunu güç ve kapasite belirlemiş ve savaşı bu konuda daha avantajlı olan Atina kazanmıştır.

Niccolo Machiavelli

Niccolo Machiavelli hükümdarların temel gayesinin sahip oldukları devletin hayatta kalması olduğunu belirttikten sonra bunu sağlamanın yolunun ahlak ya da normlardan geçmediğini aksine gerektiğinde kötü davranmayı da normalleştiren Realpolitik’ten geçtiğini savunmuştur. Machiavelli’ye göre, başka devletleri rahatsız etmese bile başkaları tarafından rahatsız edileceği için bir devlet uzun süre kendi halinde barış içinde kalamaz. Dolayısıyla devletin ve hükümdarın davranışlarını belirleyen temel unsur, devletler arası ilişkilerin temel mantığıdır diyen Machiavelli, böylelikle uluslarası sistemin anarşik bir yapıya sahip olduğunu fikrinin de öncülüğünü yapmıştır. Tam da bu nedenle devletlerin bireylerin hayatında geçerli olan ahlaki sistemler üzerinden hareket etmesinin kendi sonlarını getireceğinin altını çizen Machiavelli, devlet yöneticisinin yeteneğini belirleyen şeyin dünya siyasetindeki değişen siyasi güç dengelerini kabullenmesi ve bunlar doğrultusunda siyasetini sürdürmesi olduğunu söyler. Ona göre, “yaptığını, yapması gereken için bir kenera bırakan kişi varlığını korumaktan çok yok olmayı öğrenmiştir. O halde varlığını sürdürmek isteyen bir hükümdarın iyi olmamayı öğrenmesi ve koşulların gereklerine göre davranmayı bilmesi gerekir.

Thomas Hobbes

Thomas Hobbes, ” bütün insanlarda var olan ve ancak ölümle sona eren, sürekli ve durmak bilmez bir kudret arzusunun” ancak tüm insanları “korku altında tutacak olan genel bir güç” yani devlet (Leviathan) ile dizginlenebildiğini ileri sürmüştür. Devletler arası ilişkilerde ise genel bir güç yani nihai otorite olmadığı için, “krallar ve hükümranlık sahibi kişiler, bağımsız oluşları nedeniyle sürekli kıskaçlık içinde olup birebirlerine silahlarını doğrultmuş ve gözlerini dikmiş gladyatör gibidirler.” Dolayısıyla Hobbes’a göre, uluslararası sistemde nihai otorite olmadığı için devletlerden farklı olarak burada anarşi hüküm sürmektedir ve bu nedenle de çatışma hali uluslararası ilişkilerin doğal halidir. Fakat bu çatışma hali yani devletlerin sürekli rekabet içinde olması onların kendi vatandaşları için daha iyiye ulaşmasına imkan sağlayacağı için Hobbes, devletlerin yetkilerini üst otoriteye devrettikleri bir dünya devleti önermez.

Realizmin Temel Kavramları

1. Devlet
2. Güç
3. Kendi Başının Çaresine Bakma
4. Güvenlik İkilemi
5. Güç Dengesi

Üç Realizm

1. Klasik Realizm (Hans J. Morgenthau, Henry Kissinger)
2. Neo-Realizm (Kenneth Waltz, John Mearsheimer)
3. Neo-Klasik Realizm (Gideon Rose, Fareed Zakaria)